Şehirden Ata Topraklarına Göç: Bir Kaçış mı, Bir Hatırlayış mı?

Bir sabah uyanıyorsunuz; korna sesleri, betonun griliği ve yetişme telaşı artık sizi ikna etmiyor. Şehir hâlâ aynı şehir ama siz değilsiniz. İşte tam o noktada akla düşüyor o cümle: “Bir toprağımız vardı…”

Son yıllarda şehirden ata topraklarına doğru başlayan göç, sadece ekonomik bir tercih değil; daha çok bir hafıza yolculuğu.

Köşe yazarı olarak söylemeliyim ki bu dönüş, romantik bir kırsal övgüsünden ibaret değil. İnsanlar büyük şehirden kaçmıyor aslında; yoruldukları hayattan izin alıyorlar. Apartman dairelerinde sıkışan hayatlar, dededen kalma bir evin avlusunda nefes almaya çalışıyor.

Ata toprağı dediğimiz şey, tapu kaydından çok daha fazlası. Orası, geçmişle kurulan en sessiz bağ. Büyükannenin tandır başındaki gölgesi, babanın çocukken diktiği ağaç, yaz akşamlarının uzun sohbetleri… Şehir, insana hız öğretir; köy ise kök salmayı.

Ve işte köyün sessizliğinde, rüzgarın ağaç yapraklarında çıkardığı melodiyi, kuşların sabah uyandıran şarkısını, toprağın nemini iliklerinizde hissettiğiniz an, insanın gerçekten nefes aldığını fark ettiği andır. Her adımda doğanın ritmini tekrar öğrenirsiniz; toprağın kokusu, güneşin sıcaklığı, yağmur sonrası serinlik… Bunlar sadece fiziksel değil, ruhsal bir huzur verir.

Elbette her dönüş masalsı değil. Toprak emek ister, sabır ister. Şehirde bir tıkla çözülen işler, köyde zamanla olur. Ama belki de mesele tam olarak budur. Hemen olsun diye yaşadığımız hayatta, biraz geç olsun ama gerçek olsun isteği…

Bu göç aynı zamanda bir itirazdır. Tüketime, yalnızlığa, yapay ilişkilere karşı sessiz bir itiraz. İnsan, ata toprağına dönerek şunu söyler: “Ben sadece çalışmak için değil, yaşamak için de buradayım.”

Şehir büyümeye devam edecek, beton çoğalacak. Ama toprağa dönen her insan, kaybolan bir değeri yeniden hatırlatıyor bize. Belki de bu göç, geriye gitmek değil; asıl ileri olanı yeniden bulma çabasıdır.

Çünkü bazen insanın gideceği en uzak yer, doğduğu yerdir. Ve o yere döndüğünüzde, doğa ile buluştuğunuzda, huzurun sesini, rengini ve kokusunu yeniden keşfedersiniz. Sabahın ilk ışıklarıyla ağaçların arasından süzülen güneş, serin bir rüzgarın teninizi okşaması, toprağın nemi ve kuşların neşeli cıvıltısı… Bunlar şehirde unutulmuş bir ritimdir, ama köyde hayatın nabzını tutar.